Türkiye’de Laiklik

02 Şubat 2008 Cumartesi

Kim ne derse desin gerçekte Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir din devletidir. Aşağıda yazdıklarımın tümü bunu ispat ediyor. Bence artık Atatürk oluşturduğu sisteme nasıl bir düşünce ile laik demiş sorgulanmalıdır. Kurduğu sistem gerçekte laik değildir çünkü.

A) Parasal Açıdan
Devlet cami hocalarına ve müezzinlerine maaş veriyor.. Emekli olduklarında maaş veriyor.. Onlara lojman sağlıyor, çeşitli sosyal güvenceler sağlıyor. Camilerin elektrik vesaire masrafları devletten. İmam-hatip liselerinin masrafları, imam-hatip öğretmenlerinin maaşları, barındıkları lojmanları, çeşitli sosyal güvenceleri.. bütün bu masraflar devlet kasasından çıkıyor.

Laiklik demek dinin devlet işlerine karıştırılmaması, dinin devlet yönetimini hiçbir şekilde etkilememesi demektir.

Devletin yönetimde dini esasları uygulaması laikliğe aykırı olduğu gibi, devletin dini sorumluluklarının olması da laikliğe aykırıdır. Ama bizim toplumumuz, özellikle aydın geçinen kesim bunu ayırt edebilecek kafada değiller. Daha doğrusu işlerine gelmiyor. İnsanları aptal yerine koymak aydın olmak değildir. Aydın olmak erdemli * olmayı da gerektirir.

Böyle bir benzetme yaptığım için herkesten özür dilerim ama yapmak zorundayım: Devletin kendi bütçesiyle her mahalleye kuaförlük okulları açması ve buradaki öğretmenlere ve onların hem barınacakları lojmanlarına hem eğitim vereceği yerlere kesintisiz para harcaması, bir de bu öğretmenlere maaş vermesi; böylece devlet bütçesinden önemli pay ayırması ne kadar yanlış olacaksa laik bir devletin dini vazifeleri üstlenip bu vazifeler için büyük para harcaması da o kadar yanlıştır, “laiklik” açısından o kadar akla ve mantığa aykırıdır.

Cami imamlarının maaşlarını devletin ödemesi, din adamlarının maddi bakımdan direkt devlete muhtaç olmaları ne anlama gelir? Bu durumda devlet bir bakıma dinin etkisinde değil mi? Din devlet bütçesini ve yönetimini etkiliyor mu etkilemiyor mu? Camilerin elektrik vs masrafları, imamların ve müezzinlerin maaşları, lojmanlarının bedelleri; bunların hepsi için Türkiye Cumhuriyeti kurulalı beri devlet bütçesinden önemli bir pay ayrılıyor. Oysa o bütçe başka şekilde değerlendirilebilirdi. Öğretmenlerin maaşları bu şekilde önemli ölçüde arttırılabilirdi. Veya hastane okul gibi yerlere harcanabilirdi. Ama yapılamıyor. Cumhuriyetimiz kurulalı beri devlet işleri din işlerinin etkisinde. Her zaman böyle olmuştur. Devlet dini sorumluluklarının yüzünden her zaman parasal yük altında kalmıştır.

* dipnot: Birilerini etkiniz altında tutmak için onları parasal bakımdan kendinize muhtaç edebilirsiniz. Önemli olan onları maddi bakımdan kendinize muhtaç etmeden onları kendinizden bağımsız ama kendinize saygılı tutabilmenizdir. Fazilet bunu gerektirir. Yanlış hesap Bağdat’tan döner (atasözü).

B) Siyasi Açıdan
1- Azınlıkların hakları meselesinde Kürtlere ve Çerkezlere Ermenilerin Rumların sahip oldukları imtiyazların verilmemesi için İslam dininin ümmetçilik anlayışına sığınılmış ve “Biz din kardeşiyiz, onlara ayrıcalık tanıyamayız” denmiştir. Başka bahane bulunamazdı. Yapılan şeyi bir şekilde masum göstermek gerekiyordu. Bunun için en iyi bahane ümmetçilik olmuştur. Sanki Türkiye İslam dini esaslarına göre yönetiliyormuş gibi… Milliyetçiliği ve Laikliği ilke edinmiş bir ülkede azınlık meselesine çözüm bulmak için devlet işlerine dini faktörler karıştırılmıştır.

2- Devletin din için ayırdığı büyük mali bütçe yetmiyormuş gibi bir de imam hatip okulları açılarak yine dine müdahale etmesi, cami hocası yetiştirmesi var. Bu okulların her şeyiyle devlet bütçesine yük olmaları, devlet bütçesi dengelerini etkilemeleri var.

3- İmam hatip okullarının açılması ile daha evvelinden diyanet başkanlığının oluşturulması aynı amaçla olsa gerek. Yani halkın din açısından devlet tarafından bilgilendirilmesi, yüzyıllardır süregelen İslam âlimliği müesseselerine uymamaları içindir.
Ama bunu da hakkıyla yapamadılar. O köklü müesseselerin yetiştirdiği âlimler halkta her zaman daha fazla saygı uyandırdı. Said Nursi’den Süleyman Hilmi Tunalı’ya kadar nice âlimler her ne kadar halktan uzak tutulmaya çalışıldı ise de başarılı olunamadı. Günümüzde o müesseselerin halk üzerindeki etkisi büyük bir hızla artıyor. Nitekim çoğu imam-hatip öğrencileri de diyanet işleri başkanlığının değil o köklü müesseselerin etkisindedir.

4- İlk çok partili döneme geçişin öncesinde halka büyük dini baskılar yapılmış, halk iyice bezdirilmiş ve böylelikle dini özgürlükler vaad eden Adnan Menderes hükümeti halkın çok büyük desteği ile iktidara gelmiştir. Yine dini faktörlerle. Bu konu hep görmezden geliniyor. Adnan Menderes’e vatan haini diyenler önce bir düşünsünler, ondan önce ne maksatla halka büyük dini baskılar yapıldı? Halkı bu partinin kucağına itmek için değil miydi?

5- Kenan Evren cuntası da dini büyük ölçüde kullanmıştır.

Evet, Türkiye ne zaman laik kalabildi? Devlet yönetimi Cumhuriyet tarihimizde ne zaman dinin yükünü üstlenmedi ya da dinin etkisinde kalmadı?

Atatürk ne kadar zeki olsa da en başta laikliği tam gerçekleştirememiştir. Devleti din işlerinden tam anlamıyla soyutlaması gerekirdi.
Ya da hadi Atatürk’ü tamamen hatasız kabul edelim; o zaman bu demek olur ki Atatürk’ün hedeflediği laiklik gerçek anlamda laiklik değildi. Türk halkının İslam dini ile yükselmesini hedeflemekteydi. Ancak bu daha sonra kurtlar sofrasına yem oldu.

Son Birkaç Söz: Halkımız üçe ayrılıyor: 60 küsür yıldır ciddi anlamda örgütlenerek islami faaliyetleri büyük bir sorumlulukla yapan islam davasındaki insanlar, 60 küsür yıldır laiklik davasında olup hiçbir şey yapmayan yan gelip yatanlar ve üçüncü kesim ise iki arada bir derede kalanlar. Üçüncü kesimin çoğunluğunu islam davasındaki insanlar kolaylıkla kendi saflarına çekebilir çünkü çok köklü örgütlenmeleri var. Örgütlenmelerin nasıl yapılacağına dair tecrübeleri de çok yüksek. Türkiye gerçeği budur. Herşeyi devletten bekleyenler yanılmıştır. Halk içinde uzun vadeli hedeflerle hareket edip örgütlenenler gelecekte ancak onlar söz sahibi olabilirler ve olmaya başladılar. Herkes ektiğini biçiyor.
Türkiye halkı büyük çoğunlukla dindarlık yolunda ilerlerken bu çok güçlü gidişat durdurulamaz boyutlara gelmiştir. Bazı insanları meydanlara dökmek hiçbir şeyi değiştirmeyecek. Din davasındaki halk meydanlara dökülse bu turban protestocuların yüz katı çoğunluk sağlanır. Bu bir gerçek. Tarafsızca görüşlerimi dile getirmeye çalışıyorum. Bazı konularda kendi aklıma fikrime göre taraflı olabilirim ama bu tür yazılarımda dışardan bakmayı da bilirim. Dışardan bakarak meseleleri analiz etmeye çalıştım. Duygusallıkla, hayallerle değil akılla mantıkla meseleleri ele almalı.

“Türkiye’de Laiklik” için 8 Yorum

  1. incelikler diyor ki:

    İnsanlar üçe ayrılıyor demişsiniz ama bunların içinde kafirler yok.

    *****
    Cevap:
    Bu sınıflamayı toplumun sosyolojik aktiviteleri olarak ele aldım. Ele aldığım şekilde iddialıyım. Ama itikadi sınıflama yapmak benim haddim değil. Bu sosyolojik sınıflamada, islami faaliyetler içinde bulunanların içinde münafıklar, çıkarcılar, ajanlar, kafirler olabileceği gibi, dine karşı gurupların içinde tertemiz müslümanlar olabilir. ister istemez araya siyaset de girebiliyor. Bu durumda itikadi bir sınıflama yapmak çok ciddi anlamda iddialı bir yaklaşım olur ve de çok büyük bir yanlış olur. Çok büyük fitneler çıkabilir, büyük haksızlıklara sebep olunabilir. Böyle düşünüyorum.

  2. Hüseyin diyor ki:

    Laikliğin bir diğer tanımı da; devletin dini kontrolü altına almasıdır. Yani yazıda sorduğunuz din adamlarının maddi bakımdan devlete muhtaç olması; devletin dinin etkisinde olduğunu değil aksini gösterir. Parasal açıdan bence herşey olması gerektiği gibi. Camiler zaten halk tarafından yapılıyor, devlet caminin başına kendi adam göndermezse ne olur, farklı farklı anlayışlar, cemaatler ve tarikatlar oluşmaz mı, hangi birini kontrol edebilir, huzur ortamını sağlayabilirsiniz. Diyanetin devlete bağlı olmadığını düşünürsek, mesela futbol federasyonu gibi özerk bir kurum olsa Fatih Terim’in maaşının tartışılması gibi bir sürü maddi sorunlar ortaya çıkar. Başkan seçimi ayrı bir dert olur, hangi tarikatın mensubu fazla ise, hangisi maddi anlamda güçlüyse o başa geçer, geçti diyelim önemli olan sözü geçer mi, fetva makamı olabilir mi. Devletin bunları kontrol etmesi gerekir, bu şekilde toplumda huzuru sağlayabilir. Bunun devlet yönetimine etkisinden bahsetmişsiniz. Yönetimden ziyade ekonomisine etkisi var, herkesi bir anlamda kontrol edebilmenin de maliyeti olur. Aslında maddi anlamda halk-devlet içiçe girmiş durumda, devleti ayrı halkı ayrı düşünemezsiniz, devlet de gelirini halktan sağlamıyor mu. Sonra hayır işlerini düşünün. Vatandaş zengin, hayrına okul, hastane vs. yaptırmak istediğinde devlet; sen inancın gereği bunu yapıyorsun kabul edemem diyor mu. Dediğim gibi maddi açıdan herşey olması gerektiği gibi. Bu yüzden diğer islam ülkelerine göre örnek bir ülkeyiz. Aydınlar dedikleri nedense hep kendine aydın, ışığı sadece kendine. Onlar mesela laik bir ülkede dini bayramlar neden resmi tatil ilan ediliyor bunu sorgulamazlar, tatil ya orasını karıştırma, değme keyiflerine ama biri çıksa deseki cuma günleri tatil edilsin, ona karşı çıkmayı bilirler. Devletin de dini kullandığı, ondan faydalandığı oluyor. Özellikle aklıma kaza ve kader inancı geliyor. Bazen diyorum bu ülke insanının başına gelenler, halkı müslüman olmayan başka bir ülkede yaşansa nasıl bir tepki oluşurdu. Atatürk ile ilgili söylediklerinize katılmıyorum. Laikliği gerçekleştirememiş olmanın zekayla alakası yok, onun üzerine de çok gidildiğini düşünüyorum. Bizden başka hangi ülke bir tek kişi tarafından kurulduğunu iddia ediyor ben bilmiyorum. Çoğunluğu müslüman olan, onbinlerce şehit vererek savaşlardan yeni çıkmış bir halkın yaşadığı topraklar üzerinde dinsiz bir devlet kurulamazdı herhalde. Bunlar şahsi kanaatlerim, hepsini böyle yazdığım gibi savunuyor değilim, sadece demek istediğim düzen bu, kabullenmeliyiz.

  3. Yazarın Kendisi diyor ki:

    Devlet dinin etkisinde kalmış ki din ve cami görevlilerini kendine muhtaç ederek onları pasifize etmeyi amaçlamış denebilir. Yapılan şey devrimdi. Halk hareketi değil. ve de halkın seçme şansı kademeli kademeli yok edilmiştir. Çok büyük sürpriz gelişmelerle halk afallaya afallaya hayretler içinde kala kala devletin her konudaki gücünü kabullenmiştir. Halk zaten Türk geleneklerine sıkı sıkı bağlı olduğundan dolayı ses çıkarmaz, devlet başlarına bakarlardı. Kendilerini yönlendirecek büyüklere bakarlardı. İşte o büyüklerden pekçok din büyükleri, islam alimleri sürgünlerde yaşamış, polis gözetiminde mecburi ikametlere zorlanmış. halktan tecrit edilmişler. idam edilenler de var. Mesele bu şekilde de anlatılabilir.
    Amaç tam bir laik devlet modeli oluşturmak olsaydı Atatürk bunu kolaylıkla yapardı herhalde. Mesela Said Nursi ve benzeri alimleri idam ettirebilirdi. Ama yapmamış. Yapmaması için korkacağı bir “halk” yoktu. Her şey onun elindeydi.
    Her şey çok karışık. Atatürkün hastalıkları, çevresindeki dalkavuklar, erken ölümü gibi olgularla Atatürkü tam bir yere koyamıyoruz. Dolayısıyla onu herkes başka yöne çekebiliyor. kimisi onu “kendileri gibi” dinsiz imansız, kimileri ılımlı, kimileri ise onu dini bütün olarak göstermeye çalışıyor. Atatürk’ün evliyanın büyüklerinden biri olduğunu iddia edenler bile var.
    Kim bilir belki kortuğu halk liderleri vardı. Bilhassa askeri birlikler içindeki etkili ve söz sahibi kişilerden bir karşıt devrim yapılabilir endişesi taşıyordu. Bu yüzden dine karşı çok dikkatli davrandı. Bu da denebilir.
    Her şey düşünülmeli. Dikkatle araştırılmalı.
    Nutuk’ta halifeliğin kaldırılması meselesinde Atatürk çok ilerde islam devletlerinin güçlenip kendi aralarında bir islami ittifak kurabileceklerini, kendi aralarında bir komisyon kurabileceklerini, böylece yeni bir halifelik sistemi oluşturabileceğini söylerken, Türkiye’nin bu olası ittifakta yer almaması gerektiğini, bunu istemediğini özellikle belirtmiş. Yani Türkiye’nin “islamın gerektirdiği” islami birlik içinde yer almaması gerektiğini Nutuk’ta açık seçik beyan etmiş. Türkiye’nin geleceği hakkındaki planına dair ciddi bir delil bu.
    Atatürk’ün devrimci yönünü de gözardı etmemek gerekir. Eğer yaşasaydı belki 1950 yıllarına doğru bütün dini müesseseleri de ortadan kaldıracaktı. Osmanlı devletindeki dini kurumların yerine küçük ve dar kapsamlı bir diyanet işleri başkanlığı kurması, zamanla bunu da küçülteceği hatta yok edeceği anlamına gelebilir. Çünkü bazı devrimlerini direkt, bazı devrimlerini aşamalı olarak yapmıştır.
    Meşhur vasiyetname olayı var bir de: Atatürkün bir vasiyetnamesinin şimdiye kadar halka okunması gerektiği ama halktan gizlendiği söyleniyor.
    Atatürk bir yönüyle halka dinini öğretmeye çalışan, Cuma hutbelerini bile her hafta kendisi düzenleyen, Türk halkının ancak dini ile bir yere gelebileceğini ısrarla iddia ettiğini söyleyenler olduğu gibi (ben de bir ara bu fikre kapılmıştım) bir de tam tersi fikirler var.
    Nesnel yaklaşımlarla çok araştırmalar yapılmalı. Tarafsızlığını koruyamayanlar istediği şekilde görürler. istedikleri sonuçlara ulaşırlar. Mesele çok karışık çünkü.

  4. fuadyusufoglu@hotmil.com diyor ki:

    Selam…
    Kurban beni bilirsin siyasetle hiç mi hiç uğraşmam ama bu baş örtüsüne kafaya takılanlar var ya hem de laiklık adı altında: Doğrusu çok çok şaşırıyorum.
    Ben bir ara iki tanıdık genç kızı yanıma çağırdım. Bir tanesi baş kapalıydı diğeri de başı açıktı.
    Tabii ki tanıdık olunca beni kırmadılar onların her ikisine de (yanımda bir iki arkadaş daha vardı.)
    Şimdi senin başın açık: sen ilericisin çağdaşsın ve mutlaka da zekisin (başkaları böyle söylüyor ya) tamam öyle kabul edelim…
    Başı kapalı olan kızcağızı da işaret ederek sen gerici, yobaz, geri zekalısın (çünkü başkaları öyle söylüyor hem de sözde prof ‘tırlar.) Tamam bunu da öyle kabul edelim bir anlık için
    Şimdi ikinizden isyiyeceğim ricayı her ikiniz de kabul edin.
    Tamam dediler. Baş açk olanı kapattım
    kapalı olanı da açtım ve şimdi roller değişti değil mi? Geri zekalı yobaz irticacı çağdaş oldu, çağdaş olan da bir anda gerici oldu…
    Baktım arkadaşlar gülüştüler.
    Tabii ki ben de güldüm
    Ve de bunlara gülmek lazım. Çünkü saçma sapan bir şey.
    Şayet laiklik din ile devlet işlerini birbirinden ayırıyorsa güzel bir şey. Ama ya bazılarının dediği ve açıkladıkları gibi dinsizlik ise Allah(c.c.) bizi bundan korusun.
    Yazık hem de çok yazık. Bu laıklık adı altında ne zülümler yapılıyor İnşaallah bunu yapanlar Allah(c.c.) hem dünyada hemde ahirette büyük azab verecek…
    Bu fanı dünyada bir kaç kuruşluk mevki menfaat için ne yapılmıyor ki..
    Ama Bazıları da Gazi Mustfa Kemal Atatürk’ü de buna alet ediyorlar…
    Kardeşim Unutulmasın ki Rahmetli Zübeyda Hanım’ın başı örtülüydü ve Türkiye cümhuriyetinin cumhurbaşkanının muhterem annesiydi…
    Barı bu baş örtüsüne kafayı takanlar Attatürkün Rahmetli annesinden utansınlar…
    Ama onlarda utanma da yok ki…
    Sevgiyle kalın..Duayla kalın…

    *****
    Cevap:
    Atatürkü, laikliği alet edip kötüye kullananlar, bu perde altında dinsizliği etkin kılmaya çalışanlar olduğu gibi dini ve başörtüsünü kullanan, dünya makamı için ve lanet olası ticari kazançlarını arttırmak için her türlü yalancılığı yapan münafıklar da var.
    Sizin yazdıklarınız güzel bir şekilde yazılmış. Silebilirsin demenize gerek yoktu. Fikirleri ahlaki çerçevede, kimseye hakaret etmeden yazan kişilerin yazıları silinmemeli. Bunları yanlış anlayacak kişiler çıkarsa bu onların kendi anlayışsızlıklarıdır.

  5. doğancan diyor ki:

    Türkiye hiç bir zaman “laik” olmamıştır (gerçi zırt pırt tanımı değişiyor belki de olmuştur). Dediğiniz gibi devlet iyi bir pazarlamacı gibi dini pazarlamıştır. din hakkında yetkili merciler bile kurmuştur. Laik bir devlette din kültürü dersinden, diyanet işlerinden nasıl bahsedilebilir?

    Prensipte devletin dininin olması mümkün değildir. Her dine her düşünceye her akıma vs eşit mesafede olmalıdır. Ne yazık ki dünyada hiçbir ülke bu olgunluğa eremedi. Problem ise, biz hiç eremedik.

    Türban konusuna gelecek olursak, türban bize sonradan kaktırılmış, çoğu takanının da islamiyetin gereği sandığı bir objedir. Yoktur aslında böyle bir şey. Başörtüsü vardır denilirse, o islam alimlerince tartışılabilir. Ama türbanın olmadığını anlamak zor değil. Bu noktada türban, siyasi bir simgedir. (Bunları son derece tarafsız söylüyorum hatta -onaylamadığım halde- kendi annem de türbanlıdır.) Oysa bundan atmış yıl öncesine kadar bu topraklarda türban diye bir şey hiç var olmamıştır.

    Türbanın üniversitelerde serbestleştirilmesi demek 80öncesi öğrenci olaylarından çok daha çok ateşli bir ortamı ateşlemek demektir. Zira, lisede olduğum halde ve türban olmadığı halde, en küçük bir fikir ayrımında bile kutuplaşmalar olabiliyor. Buna bizzat maruz kalmışlığım olmuştur.

    Bu çok tehlikeli bir oyun. Gündemi meşgul etmek, bizi pışpışlamak amaçlı bile olsa da çok tehlikeli bir oyun. Yine terör olaylarını, Kevin Costnerı vs versinler onlarla oyalanalım. Abartmasınlar…

    *****
    Cevap:
    Tesettür var, bir de sokak tesettürü var. Turban bu sokak tesettürünün “reform” edilmiş halinin üst kısmı oluyor. İnsanların kendi kafalarına göre islamda reform yapmaları ayrı bir mesele, oraya girmiyorum. Bu turban veya başörtüsü; bunu bile gerektiği gibi yapmıyorlar. O örtü ile baş, omuzlar ve göğüs kısmının kapatılmış olması gerekiyor. İşte bunu bile yapmıyorlar. Zaten dediğin gibi islam dininin şeriat hükümlerindeki sokak tesettürüne uygun bir şey değil, yeni bir icat, ama icat edildiği şekilde de uygulanmıyor. Görüyoruz ki o başörtüsü ile kafa kısmı sarılıyor, örtünün diğer kısımları giysinin altına sokuluyor. Oysa omuzların ve göğsün aynı örtü ile örtülmüş olması gerek. Bunun bir de ticari yönü var. Modası filanı var. Herhalde Türkiyenin gerçek bir şeriat devleti olup da kadınların sadece siyah çarşah giymelerini en başta o tesettür firmaları istemez. İşlerine gelmez.
    Şimdi bir de şunu söyleyebiliriz:
    Hanımlarımızın bir kısmı için turban türk müslümanlığına göre bir örfdür, bir adettir. Dindarlikla ve gerçek islamla ilgili değildir.
    Siyasal olması:
    Başötülü her hanım için öyle değil. Basında medyada bu çok tartışılıyor ama şunu kabul etmeliyiz ki çoğu üniversiteli kızlar dini inançları için asla bu başörtüsünden vazgeçmiyorlar. Bu uğurda eğitim hayatlarına son veren bunalıma giren kızlar çok. Siyaseti düşünecek halleri yok.
    Ama bazı siyasetçiler için bir kozdur bu da bir gerçek. Burada o dindar kızların hayatları, gelecekleri her şeyden daha önemli. Turban her ne kadar islamdaki sokak tesettürünün bozulmuş hali olsa da onlar böyle düşünüyor böyle inanıyor.
    Uzun ve derin bir mesele.
    Son sözlerin benim de endişelendiğim bir şey. Dediğin gibi olabilir. En başta bazı üniversite öğretim görevlileri o kızlara nefretlerini her fırsatta kusacaktır. Bazı kesimlere mensup öğrenciler madem turban serbest deyip düşmanca çeşitli taşkınlıklar yaparak ortamı savaş alanına çevirmeye çalışacak, en açık saçık giysilerden tut da toplumun genel ahlak yapısına aykırı hareketlere kadar düzen bozucu her şeyi deneyeceklerdir. Bu ise tarafların şiddetli çatışmalar yapmasına sebep olacak.
    Kim bilir belki de hiçbir şey olmaz. Bekleyelim görelim. Başka yapacak bir şey yok.

  6. Ramazan diyor ki:

    http://www.ramazankocakaya.com/yuksekogretimde-basortusu-laiklige-aykiri-mi/

    başka bir açıdan….

  7. Hüseyin diyor ki:

    Gelen yorumlara bakılırsa Türkiye de laiklik deyince akla türban, türban deyince de laiklik geliyor herhalde. Laiklik, din ve devlet işlerinin ayrılması değil devlet ve türban işlerinin birbirinden ayrılması olmuş,yani bir metrekarelik örtü dinin yerine geçebiliyor ve o kadar güçlü ki devleti yıkabilme potansiyeline sahip. Sanki tek laik ülke biziz, bunların artık aşılması lazım. Fuadyusufoğlu’nun dediği gibi başın üzerindekine değil içindekine önem verilmesi gerekir.18 yaşına gelmiş kişi her türlü hakka sahip olabiliyor, kendi başına gidip evlenebiliyor bile ama sivil kıyafetle girilen üniversitede neyi giyip giyemeyeceğine devlet karar veriyor. Madem yüzde bir buçuğun sorunu neden bu kadar abartılıyor, sanki türban zorunluluğu getiriliyormuş gibi. Bide zaten olmayan yasağı kaldırmaya çalışıyorlar, karşılaşılan zorluk burada, yorum farkı. hukuk sistemimizde eski kafalar oldukça evrensel hukuka göre yaşamamız için bi elli sene daha geçmesi lazım. Siyaset açısından başörtüsü vazgeçilmez bir sömürü aracı yapıldı yıllarca. Belki bu yasak kaldırılırsa, başörtüsü serbestisi getireceklerle buna karşı olanlar diye değil görevini iyi yapanlar, halkın sorunlarına çare arayanlar gibi değerlendirmeler gözetilir, siyaset gerçek zeminine oturur, makam mevki sahipleri değil toplum kazanır, diye umuyorum.


    Cevap:
    Evet çok güzel ifade etmişsin, bir turban bütün laik sistemi çökertecekmiş gibi algılanıyor.
    Koskoca profesörlerin inadı anlaşılır gibi değil. Ve de bazı siyasetçilerin..
    Aşağıdaki kısım senin yazdığına cevap değil, aklıma gelmişken yazayım dedim:
    O başörtüsü karşıtı profesörlere ve siyasetçilere şunu söylemek isterdim: Siz nerede bu ülkeyi düşünme davasında olmak nerede.. Gerçek bir dava adamı nasıl olunur, halk nasıl örgütlenir Fethullah Gülen’e bakın da insanlığınızdan utanın. Onlar yemedi içmedi uyumadı eğlencelerde sızıp kalmadı bu günlere gelebildiler. Artık önleri açık.
    Fakir kitlelerin içinde onlardan biri olarak halkı örgütleyebilenler, uzun vadeli hedeflerle hareket edenler kazandı. Vaktiyle Nurcular hapishanelerde her türlü işkenceler de gördü. Ama onlar bunu asla dile getirmediler. Bazı solcular gibi gibi yapmadılar. Evet, belki kimse bilmiyor ama bu bir gerçek. Onlar çok köklü bir yapıya sahiptirler, geçmişte hapishanelerde görmedikleri işkence de kalmamıştır. Bugün bir şeyi beceremeyenler onlara çamur atmakla uğraşıp duruyorlar. En başta beceriksizin daniskası Cumhuriyet gazetesi ve avanesi. Halktan kopuk aristokrat küçük bir zümre olarak avrupa müzelerinde bilmem ne kokteylerinde boy göstermeyi medeniyet sandılar vatanı kurtarmak sandılar. Kendi halkına arkasını dönen, Avrupalılara yaranmak için onların tarihini dahi kendi tarihi gibi benimseyen insanların bu ülkede sonu elbette hüsrandır. Kısacası bittiler artık. Çok yazık. Ve şimdi kendilerini Avrupa medeniyetinin olmazsa olmaz bir parçası sanır durumdalar. Bizim kökümüz belli soyumuz belli dinimiz belli.

  8. aslı diyor ki:

    yorum yok

Yorum Yapın


ziyaretçi var.