Muharrem ayı iftarı yemeği
Cumartesi, Ocak 12th, 2008Mevcut iktidarın Alevi kuruluşlarını davet ettiği iftar yemeğine Alevilerden büyük tepkiler gelmiş.
Mantıklı tepki: Hz, Hüseyin efendimizin şehit edildiği 10 Muharrem günü yaklaşırken bu içinde bulunduğumuz günler yas günleri olmalıdır. Ama verilen iftar yemeğinin büyük bir lüks içinde, şatafatlı, debdebeli bir şey olması yas mantığına uygun bir şey değil.
Cevap: Hayır, Alevi, Sünni bütün Müslümanları hatta bütün insanlığı bağlar.
Sadece Müslümanlık için değil bütün insanlık için önemlidir. Yezit adlı kişi insanlık âleminde halkı ezmenin, sömürmenin sembolüdür; gücünü cahil ve vahşi bırakılmış halk kitlelerinden alan aşırı milliyetçiliğe ve faşizme dayalı sistemin sembolüdür; cahil kitleler oluşturup onları koyun gibi gütme davasının sembolüdür. Hz. Hüseyin efendimizin şehit edilmesi insanlık tarihinde insanlığa yapılmış en kötülükçü saldırılardan biridir. Bu açıdan elbette bu günler yas günleri olmalıdır.
Hz. Hüseyin (R.A.) efendimizin katillerinin reisi Yezit idi. Yezit kimin oğludur: Şiilerce münafık kabul edilen, Sünnilerce hatalı kabul edilen ama zamanında peygamber efendimize yakınlığı ve yardımları yüzünden kendisine belirli ölçülerde saygı duyulan Muaviye’nin oğludur.
Peygamber efendimizin bir hadisi vardır: “Mümin aynı yerden iki defa ısırılmaz.” Bu hadisi şerife göre, sanki dünyada gerçek mümin kalmamış gibi müslümanlar Kerbela olayından sonra daha nice nice Yezitlerin oyununa geldiler ve hala aynı şekilde devam ediliyor.
Alevilik-Sünnilik tartışmalarının, bütün fitnelerin çözülmesi Hz. Hüseyin efendimizin davasının çözümlenilip halka anlatılabilmesinde gizlidir.
Ancak ondan sonra Aleviler ve Sünniler arasındaki cami vesaire tartışmaları gerçekçi bir şekilde yürütülebilir ve çözümlenebilir.
Böyle safça iftar yemekleriyle kimseyi kandıramayacaklarını anlasınlar. Aleviler için ve Sünniler için yapacakları en iyi şey Hz. Hüseyin efendimizin şehadetinin perde arkasını deşmek, faşizmin, aşırı milliyetçiliğin, cahilliğin ve vahşiliğin iç yüzünü araştırıp halka öğretmek. Bütün bunların halka en iyi bir şekilde öğretilmesi ise Hz. Hüseyin efendimizin davasını insanlara bütün gerçeği ile öğretmekle olabilir.
Cem evlerine yasal geçerlilik kazandırılması tekkelere ve dergâhlara da yasal geçerlilik kazandırılmasını gerektirir. Çünkü aynı kapsama girerler.
Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin efendilerimiz, bütün 12 imamlar hepsi namaz kılardı camiye giderdi. Bugünkü Alevilikteki dini uygulamalarla 12 imamların İslam dinini yaşamaları arasında en küçük bir benzerlik yoktur.
Sünni tarikatlardan birisinin camiyi reddedip sadece kendi dergâhlarını ibadethane olarak kullanmak istemeleri ne kadar yanlış olacaksa Alevilerin camiyi reddedip sadece cem evlerini geçerli saymaları o kadar yanlıştır. Cem evlerinin ve dergâhların fonksiyonları başkadır, camilerin fonksiyonları başkadır.
Bu kişilerin hemen hepsi o zamanın büyük bilim adamlarıdır. Onlardan bazıları çeşitli bilim dallarıyla o zamanın şartlarında akademik derecede eğitim görmüşlerdir. Bugünkü Alevi dedeleri gibi değil idiler. Müspet ilimlerle ilgilenenleri olduğu gibi İslami ilimlerle de ilgilenen çok önemli İslam alimleri yine 12 imamların arasında vardı.
Aleviler 12 imamlar hakkında en sağlam kaynaklardan çok ciddi araştırmalar yapsalar günümüzdeki Aleviliğin ne denli yanlışlarla dolu olduğunu görecekler. Okullarda din derslerinde bu konular işlenmelidir. Başta Hz. Ali efendimiz olmak üzere bütün 12 imamların İslam dinini nasıl ele aldıkları nasıl yaşadıkları yeni nesillere öğretilmelidir. Yoksa Alevi kesim dedelerin yanlış telkinlerinden ve tekelinden kurtulamayacak.
12 imam adı verilen bu değerli insanlar sadece Aleviler veya Şiiler için değil Sünniler için de çok önemli ve değerlidir. Bunu günümüzün cehalet ve vahşiliğinden dolayı kimse bilmiyor.
Zaten günümüzde araştırmak bilgilenmek nedir bu bile bilinmiyor. Herkes içinde doğup büyüdüğü kesimin inançlarını, törelerini körü körüne ölesiye savunuyor.