‘azınlıklara tanınan haklarda ümmetçiliğin etkisi’ olarak etiketlenmiş yazılar

Türkiye’de Laiklik

02 Şubat 2008 Cumartesi

Kim ne derse desin gerçekte Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir din devletidir. Aşağıda yazdıklarımın tümü bunu ispat ediyor. Bence artık Atatürk oluşturduğu sisteme nasıl bir düşünce ile laik demiş sorgulanmalıdır. Kurduğu sistem gerçekte laik değildir çünkü.

A) Parasal Açıdan
Devlet cami hocalarına ve müezzinlerine maaş veriyor.. Emekli olduklarında maaş veriyor.. Onlara lojman sağlıyor, çeşitli sosyal güvenceler sağlıyor. Camilerin elektrik vesaire masrafları devletten. İmam-hatip liselerinin masrafları, imam-hatip öğretmenlerinin maaşları, barındıkları lojmanları, çeşitli sosyal güvenceleri.. bütün bu masraflar devlet kasasından çıkıyor.

Laiklik demek dinin devlet işlerine karıştırılmaması, dinin devlet yönetimini hiçbir şekilde etkilememesi demektir.

Devletin yönetimde dini esasları uygulaması laikliğe aykırı olduğu gibi, devletin dini sorumluluklarının olması da laikliğe aykırıdır. Ama bizim toplumumuz, özellikle aydın geçinen kesim bunu ayırt edebilecek kafada değiller. Daha doğrusu işlerine gelmiyor. İnsanları aptal yerine koymak aydın olmak değildir. Aydın olmak erdemli * olmayı da gerektirir.

Böyle bir benzetme yaptığım için herkesten özür dilerim ama yapmak zorundayım: Devletin kendi bütçesiyle her mahalleye kuaförlük okulları açması ve buradaki öğretmenlere ve onların hem barınacakları lojmanlarına hem eğitim vereceği yerlere kesintisiz para harcaması, bir de bu öğretmenlere maaş vermesi; böylece devlet bütçesinden önemli pay ayırması ne kadar yanlış olacaksa laik bir devletin dini vazifeleri üstlenip bu vazifeler için büyük para harcaması da o kadar yanlıştır, “laiklik” açısından o kadar akla ve mantığa aykırıdır.

Cami imamlarının maaşlarını devletin ödemesi, din adamlarının maddi bakımdan direkt devlete muhtaç olmaları ne anlama gelir? Bu durumda devlet bir bakıma dinin etkisinde değil mi? Din devlet bütçesini ve yönetimini etkiliyor mu etkilemiyor mu? Camilerin elektrik vs masrafları, imamların ve müezzinlerin maaşları, lojmanlarının bedelleri; bunların hepsi için Türkiye Cumhuriyeti kurulalı beri devlet bütçesinden önemli bir pay ayrılıyor. Oysa o bütçe başka şekilde değerlendirilebilirdi. Öğretmenlerin maaşları bu şekilde önemli ölçüde arttırılabilirdi. Veya hastane okul gibi yerlere harcanabilirdi. Ama yapılamıyor. Cumhuriyetimiz kurulalı beri devlet işleri din işlerinin etkisinde. Her zaman böyle olmuştur. Devlet dini sorumluluklarının yüzünden her zaman parasal yük altında kalmıştır.

* dipnot: Birilerini etkiniz altında tutmak için onları parasal bakımdan kendinize muhtaç edebilirsiniz. Önemli olan onları maddi bakımdan kendinize muhtaç etmeden onları kendinizden bağımsız ama kendinize saygılı tutabilmenizdir. Fazilet bunu gerektirir. Yanlış hesap Bağdat’tan döner (atasözü).

B) Siyasi Açıdan
1- Azınlıkların hakları meselesinde Kürtlere ve Çerkezlere Ermenilerin Rumların sahip oldukları imtiyazların verilmemesi için İslam dininin ümmetçilik anlayışına sığınılmış ve “Biz din kardeşiyiz, onlara ayrıcalık tanıyamayız” denmiştir. Başka bahane bulunamazdı. Yapılan şeyi bir şekilde masum göstermek gerekiyordu. Bunun için en iyi bahane ümmetçilik olmuştur. Sanki Türkiye İslam dini esaslarına göre yönetiliyormuş gibi… Milliyetçiliği ve Laikliği ilke edinmiş bir ülkede azınlık meselesine çözüm bulmak için devlet işlerine dini faktörler karıştırılmıştır.

2- Devletin din için ayırdığı büyük mali bütçe yetmiyormuş gibi bir de imam hatip okulları açılarak yine dine müdahale etmesi, cami hocası yetiştirmesi var. Bu okulların her şeyiyle devlet bütçesine yük olmaları, devlet bütçesi dengelerini etkilemeleri var.

3- İmam hatip okullarının açılması ile daha evvelinden diyanet başkanlığının oluşturulması aynı amaçla olsa gerek. Yani halkın din açısından devlet tarafından bilgilendirilmesi, yüzyıllardır süregelen İslam âlimliği müesseselerine uymamaları içindir.
Ama bunu da hakkıyla yapamadılar. O köklü müesseselerin yetiştirdiği âlimler halkta her zaman daha fazla saygı uyandırdı. Said Nursi’den Süleyman Hilmi Tunalı’ya kadar nice âlimler her ne kadar halktan uzak tutulmaya çalışıldı ise de başarılı olunamadı. Günümüzde o müesseselerin halk üzerindeki etkisi büyük bir hızla artıyor. Nitekim çoğu imam-hatip öğrencileri de diyanet işleri başkanlığının değil o köklü müesseselerin etkisindedir.

4- İlk çok partili döneme geçişin öncesinde halka büyük dini baskılar yapılmış, halk iyice bezdirilmiş ve böylelikle dini özgürlükler vaad eden Adnan Menderes hükümeti halkın çok büyük desteği ile iktidara gelmiştir. Yine dini faktörlerle. Bu konu hep görmezden geliniyor. Adnan Menderes’e vatan haini diyenler önce bir düşünsünler, ondan önce ne maksatla halka büyük dini baskılar yapıldı? Halkı bu partinin kucağına itmek için değil miydi?

5- Kenan Evren cuntası da dini büyük ölçüde kullanmıştır.

Evet, Türkiye ne zaman laik kalabildi? Devlet yönetimi Cumhuriyet tarihimizde ne zaman dinin yükünü üstlenmedi ya da dinin etkisinde kalmadı?

Atatürk ne kadar zeki olsa da en başta laikliği tam gerçekleştirememiştir. Devleti din işlerinden tam anlamıyla soyutlaması gerekirdi.
Ya da hadi Atatürk’ü tamamen hatasız kabul edelim; o zaman bu demek olur ki Atatürk’ün hedeflediği laiklik gerçek anlamda laiklik değildi. Türk halkının İslam dini ile yükselmesini hedeflemekteydi. Ancak bu daha sonra kurtlar sofrasına yem oldu.

Son Birkaç Söz: Halkımız üçe ayrılıyor: 60 küsür yıldır ciddi anlamda örgütlenerek islami faaliyetleri büyük bir sorumlulukla yapan islam davasındaki insanlar, 60 küsür yıldır laiklik davasında olup hiçbir şey yapmayan yan gelip yatanlar ve üçüncü kesim ise iki arada bir derede kalanlar. Üçüncü kesimin çoğunluğunu islam davasındaki insanlar kolaylıkla kendi saflarına çekebilir çünkü çok köklü örgütlenmeleri var. Örgütlenmelerin nasıl yapılacağına dair tecrübeleri de çok yüksek. Türkiye gerçeği budur. Herşeyi devletten bekleyenler yanılmıştır. Halk içinde uzun vadeli hedeflerle hareket edip örgütlenenler gelecekte ancak onlar söz sahibi olabilirler ve olmaya başladılar. Herkes ektiğini biçiyor.
Türkiye halkı büyük çoğunlukla dindarlık yolunda ilerlerken bu çok güçlü gidişat durdurulamaz boyutlara gelmiştir. Bazı insanları meydanlara dökmek hiçbir şeyi değiştirmeyecek. Din davasındaki halk meydanlara dökülse bu turban protestocuların yüz katı çoğunluk sağlanır. Bu bir gerçek. Tarafsızca görüşlerimi dile getirmeye çalışıyorum. Bazı konularda kendi aklıma fikrime göre taraflı olabilirim ama bu tür yazılarımda dışardan bakmayı da bilirim. Dışardan bakarak meseleleri analiz etmeye çalıştım. Duygusallıkla, hayallerle değil akılla mantıkla meseleleri ele almalı.

Kategori: Siyasal |

8 Yorum »

Konu ile ilgili Diğer Yazılar


ziyaretçi var.