‘atatürk ilkelerinden laiklik’ olarak etiketlenmiş yazılar

Laiklik

22 Mayıs 2008 Perşembe

Atatürk ilkelerinden biri de laikliktir. Herkes laikliği şu veya bu yönde eleştiriyor savunuyor ya da yeriyor ama tanımı üstünde kafa yorana pek rastlamadım. Neyin ne olduğunun çok açık dile getirilmemesi bizde çok fazla yaygın. İnsanımızın her şeyi olabildiğince esnekleştirmeye, lastik gibi oraya buraya uzatmaya meyli var. Bunu en başta siyasetçilerimiz yapıyor.
Laiklik konusunda Atatürk dahi sorgulanmalı ve laikliğin ne olduğu apaçık bir şekilde insanlarımıza öğretilmelidir.

Laiklik devlet yönetimi ile ilgilidir. Bireylerle ilgili değildir. Örneğin ben kendi hayatımda dinimi istediğim gibi yaşayabilirim. Bütün her şeyimi İslam dinine göre uygulayabilirim. Ama devletin laikliğinin korunmasını da isteyebilirim. Hele ki dini siyasete alet etmek Türkiye’de çok kolay iken.. Halk kitleleri din ile kolaylıkla yönlendirilirken..

Laikliği netleştirelim:
Sayın Başbakanımız eğer dese ki:
“İşçilerin haklarını tam verelim çünkü İslam dini bunu gerektiriyor.”
İşte bu söz laikliğe aykırıdır.
Hüküm ne olursa olsun dayandırıldığı sebep önemlidir. Bütün mesele budur. Devlet yönetimiyle ilgili hiçbir hüküm dine dayandırılamaz.
Devlet bütçesinden şu kadar parayı cami imamlarına maaş olarak ayırmak da laikliğe aykırı olmanın daniskasıdır. Laiklik böyle bir şeyi asla ve asla kabul etmez. Laik bir devlet din âlimi yetiştiremez. Bunu yaparsa laik değildir. Devlet kadrolarında din ile ilgili kurumlar ve çalışanları varsa o devlet laik değildir. Bu tür işler ancak devletin izniyle kurulmuş özel kuruluşlar tarafından gerçekleştirilebilir.

Laik bir devlet, halkı yönlendirmede dini herhangi bir şekilde asla ve asla kullanamaz. Ama Atatürk kullanmıştı. Yıllarca, eğer yanlışım yoksa ölene kadar camilerde okunacak Cuma hutbelerini kendisi planlamıştı. Bu da laik devlet yönetimine kesinlikle aykırıdır. Tıpkı Diyanet İşleri Başkanlığının varlığı gibi.

Laiklik kesin ve net bir şey. Devlet yönetiminde dinin hiçbir şekilde yeri ve etkisi olamaz. Bu kadar açık ve nettir.
Şimdi, Atatürk örnek alınarak laiklik daha da arka plana itilebilir. Bu yapılıyor da. Ama bir şey tamamıyla unutulmuş: Atatürk’ün Devrimcilik ilkesi.
Atatürk yaşasaydı veya onun devrimcilik ilkesi yaşasaydı en geç 1945 veya 50 yıllarına kadar diyanet işleri başkanlığı da tamamıyla feshedilmiş olacaktı.

Cumhuriyetin ilanına kadar Atatürk’ün dine daha fazla önem verdiğini görüyoruz. Buna halkı etki altında tutmak için din unsurunu kullanmak diyebiliriz. Cumhuriyetin ilanından sonra dinden uzaklaşmak hızlanarak devam etmiştir.
TBMM açılışına davet edilen Said Nursi’nin, yaptığı konuşmada sırf namaz üstünde durması sonucunda Atatürk’ün şaşkınlıkla hesap sorarcasına sitemde bulunması, Said Nursi’nin cevabının sert olması, bu olayla birlikte aralarının açılması ve bir daha düzelmemesi..

Atatürk’ün ölümünden sonra Atatürk’ün sözde takipçilerinin Devrimcilik ilkesini işlevsiz hale getirmeleriyle beraber diğer ilkeler oldukları gibi bırakıldı, tam anlamıyla donduruldu, pasivize edildi. Türkiye’de zaman durdu.

Ben iman eden bir müslüman olarak, şimdiye kadar edindiğim İslami bilgiler ve iman esasları doğrultusunda laikliğe sıcak bakamayabilirim. Bu benim bilgi birikimimle ilgilidir. İnsanların fikirlerini, oluşturdukları kanunları asla her şeyiyle mucize olan Allah’ın kitabındaki ayetlerden daha değerli tutamam.
Ama Atatürk’e borçlu olduğumuz çok değerli varlıklarımızı da asla inkâr edemem.
Atatürk’ün bu vatan ve bu halk için yaptıklarını, yapmak istediklerini, deha yönünü tanıma çalışmalarım devam edecek.
Laiklik ile ilgili eski bir yazım için tıklayın: >>> Türkiye’de Laiklik

İslami Açıdan Laiklik
Atatürk’ün inancı ne olursa olsun şu çok iyi bilinmeli: Bütün hayatını Türkiye’nin ve Türkiye halkının yükselmesine tamamıyla vakfetmiş bir insandı o.
Şu da unutulmamalı ki eğer Atatürk’ün eşsiz deha yönü olmasaydı şimdi Ankara ve çevresi gibi çok küçük bir toprak parçası bizim ülkemiz olacaktı. Belki şimdiye kadar onu da kaybedebilirdik.

Atatürk bu ülke için Laik modeli öngörmüşse bu önce iyice araştırılmalı, sorgulanmalı, analiz edilmeli. Kulaktan dolma bilgilerle laiklik kötü bir şey olarak algılanmamalı. İslam dinine göre laikliğin yeri olmayabilir ama bu devletin halkı İslami yönetime layık mıydı? Bu da iyice düşünülmeli.

Hepimiz biliyoruz ki abdestsiz namaz kılınmaz.
Hepimiz biliyoruz ki din ile yükümlü olmak için âkil ve baliğ olmak gerekiyor.
Gerçek bir İslami devlete sahip olmak için de o gerçek İslam devletine layık bir halka ihtiyaç var.
Bu öyle bir din ki kadın erkek bütün müslümanlara ilim tahsilini kesin olarak emretmiştir. Kesinlikle farzdır.
Kuranı kerim 24 yılda tamamlanmış. Gelen vahiylerin bir kısmına Mekki, bir kısmına Medenî denir. Mekkî olanlar ilk yıllara ait vahiyler olup insanların düşünsel aktivitelerini, kişiliklerini, şuurluluklarını en mükemmel hale getirici yönleri vardır. Medenî denen vahiylerin ortak özellikleri de şudur: İslami devlet, kanunlar, toplumsal meseleler daha çok söz konusudur.
Yani ilk müslümanların “Mekkî vahiyler ışığında ve peygamber efendimiz rehberliğinde öncelikle çok yüksek bir şuurluluk düzeyine yükseltilmiş olduklarını görüyoruz.

Osmanlı Devletinin sahip olduğu topraklarda ise çok büyük çoğunluk neredeyse vahşi topluluklardı. Elbette sonuç bu olacaktı.

Kısacası bu laik devlet çatısı altında her müslüman öncelikle kendisini “müslüman” etmeli. Allahın dini basit bir örf gibi bir şey değildir. Kuran ve sünnet ışığında Allahın razı olacağı bir kişisel gelişime sahip olmak gerekiyor her şeyden önce. Ama bütün bunlar boşverilip laiklik hakkında atılıyor tutuluyor.

Kategori: Siyasal |

3 Yorum »

Konu ile ilgili Diğer Yazılar


ziyaretçi var.