Eminönü Gezisi
Cumartesi (iki gün önce) öğleden sonra Eminönüne gittim. Aynen çocukluğumdaki gibi bir hevesle. Onca yıl sonra aynı hevesle gitmek ilginç bir şey. Amaç çiçek pazarına gitmekti. Çocukluğumda Çiçek Pazarı’nı ilkokul 4. sınıfta keşfetmiştim.
Bir gün annem bir çocukluk arkadaşı kadınla Eminönü tarafına alışverişe gitti. Ben de yanlarındaydım. Eminönü ve Mahmutpaşa’yı ilk görüşüm o gün olmuştu. Her şey çok ilginçti. Bir lokantada yemek yediğimizi hatırlıyorum. Çok yürümekten ayaklarımın ağrıdığını da.
Annemin arkadaşı Melek abla bana bir şey almak istiyordu. Ne gösterse beğenmiyordum. Hatta bir esnafın “çocuğu öyle şeylerle kandıramazsın abla, çocuk ne yapsın onu” dediği bile aklımda kalmış.
Aklımda kalan diğer şeyler Galata Köprüsü’nü yürüyerek geçişimiz, Karaköyden Tünel adlı yeraltından giden metro benzeri şeye binip Tünel semtine çıkışımız, orada Kurtuluş otobüsü beklememiz.. O yıllarda İstiklâl caddesi trafiğe açıktı. Şimdi artık 70 numaralı Kurtuluş - Tünel troleybüsleri yok. Troleybüslerin boynuz gibi uzantıları vardı. Yol boyunca otobüsün gidiş yolu üzerinde, yukarda elektrik telleri bulunurdu. Boynuza benzeyen şeyler o tellere takılı olarak troleybüs çalışırdı.

(Bir zamanlar resimde görüldüğü gibi İstanbul’da troleybüsler vardı.)
İşte o gün Eminönü Çiçek Pazarı’nı keşfetmiştim. Sonra bir gün tek başıma gittim. Bizim buradan Eminönü otobüsüne binmek yeterliydi. Dönüşte ise o ilk keşif günümdeki yoldan dönmüştüm. Köprüden karşıya geç, Tünel’e çık, oradan Kurtuluş otobüsü bekle.. Ama o yolculuk kadar keyifli yolculuk hayatımda görmemişimdir. Çok az İstanbullunun keyfini çıkarabildiği tarihi Tünel aracına binmek bambaşka bir şeydi. Hele yazın içerisinin çok serin oluşundan oranın kendine has rütubet kokusuna kadar her şey bir ömre bedeldi adeta.
Tek başıma Eminönüne gittiğimden evdekilerin haberi yoktu. Döndüğüm zaman annem tek başıma gittiğime inanamıyordu. Onun başka bir çocukluk arkadaşı Melahat Hanım (annem ona hep Melahat Hanım derdi) tek başıma Eminönüne gidişimi duyunca çok sevinmiş bana aferin demişti. Böylece annemin endişeleri bir anda yok olmuştu. Melahat hanıma göre bu gerekliymiş, hatta bunu bana daha önceden kendileri düşünüp yaptırmalıymışlar.
Sonra sık sık Çiçek Pazarına gider olmuştum. Yıllarca..
Ama ilk aldığım çiçek siklamendi. Onun için bu çiçeğin hayatımdaki yeri ve önemi başkadır. Şimdi öyle sağlıklı yetiştirilmiş siklamen görmüyorum. Tıpkı sağdaki resimdeki gibi. Ben çiçekleri henüz açmamışını seçmiştim. Fiyatı 100 lira idi.
Bu parayı bana cep harçlığı olarak kolayca verebildiklerine göre anlaşılan bugünün parasıyla 2YTL veya 5 YTL filan olacak. O zaman çiçekler daha ucuzdu. Benim aldığım çok sağlıklıydı gerçi ama ev ortamında ölmüştü. Ne kadar üzüldüğümü hatırlayamıyorum. Bu kısım unutulmuş.
Son gidiş öykümün devamı burada: >>>>>
Etiketler: troleybüs