Durulmak
Durulmak deyince akla bulanık su gelir. Bulanık su ve durulmak denince suyun kendi içinde bulunan diğer maddelerden arınması akla gelir. Bunu herkes bu şekilde düşünür.
İnsanın da durulması vardır. Düşünsel manada arınmak. Her şeyden arınmak. Tortuların oluşması, o tortuların atılması… Bu arınmanın davranışlarımıza yansıması…
Gereksiz tepkilerimiz: Her bir etkiye hayatımız boyunca falan kişiden filan kişiden kopyaladığımız tepkileri gösteriyoruz. Konuşma eylemi de bir etki – tepki zinciridir. Bunu da hayatımız boyunca edindiğimiz sayısız tecrübelere göre yapmaktayızdır.
Bütün bu tecrübeler ise bizim öz şuurumuzun bir şey yapmasına gerek kalmadan bilinçaltımızın ön planda hareket etmesiyle etkiler ve tepkiler olarak hareketlerimizi, davranışlarımızı oluşturuyor.
Peki kendi öz şuurumuz ne işe yarıyor? Cevabı basit: İnsanların büyük çoğunluğunda hiçbir işe yaramamaktadır.
Evet, bu kadar basit bir şekilde davranışlar sergileyen yaratıklarız. Düşünmüyoruz. Bilinçaltımız otomatikman devrede olup davranışlarımız her zaman bu şekilde oluşuyor.
Durulmaya, direksiyonu bilinçaltımızdan devralmaya ihtiyacımız var.
İlk adım olarak okumaya, düşünmeye ihtiyacımız var. Her şeyi sorgulamalıyız. İnsanlarla fikir tartışmalarına girmekten kaçınmamalıyız. Kırıcı olabiliriz. Kendimiz de kırılırız inciniriz. Ama gerekiyor.
Kırıla kırıla esnek olmanın önemini kavrarız. Kırıcı olmakla nezaketin, saygının güzelliğini anlarız. Bütün bunlar zamanla hizaya girer.
Bu ise büyük zikzaklarla, uzun zaman alabilir.
Suyun tortularından arınması dört şekilde oluyor:
Durgun halde beklemekle tortuların dibe çökmesini beklemek.
Akarsu olup devamlı hareketle yabancı maddelerden arınmak.
Çeşitli araçlarla süzülmek.
Ama en etkilisi damıtılmak; adeta ruh olmak sonra tekrar cisimleşmek.
İnsan bu örnekleri mecaz anlamda değerlendirip kendisine uygun arınma yollarını bulabilir. Düşünce, tefekkür kuvveti ile adeta bir ruh olurcasına bütün kayıtlardan çıkabilir, kendi öz kişiliğine sahip olabilir.
Çok zor tabi. Rehber şart. Rehbersiz olabilseydi bunu herhalde kitapları takip etmeyle başarmak çok kolay olabilirdi. Rehbersiz olabilmesi çok zor ama imkânsız değil. İnsan olmanın bir yönü de zaten imkânsız gibi görüneni başarabilmek.
Kategori: Psikoloji |
Etiketler: bilinçaltı ve şuurüstü, insanın durulması, öz şuur
04 Haziran 2008, 2:52 am tarihinde.
Guzel paylasim,tesekkurler.Eline saglik
04 Haziran 2008, 3:15 am tarihinde.
içimde, gövdemin tam orta yerinde, bir top var; ışıktan bir top… ben öyle hissediyor ve düşünüyorum; çünkü özel anlarımda o etkiyi tam da orda hissediyorum…
bu ışıktan/nurdan topun içerisini yaşam içerisinde tortular kaplar… bazı kişilerde o hale gelir ki, bu kişilerin içindeki nurdan top, hiç ışık veremeyecek şekilde kararır… ne kendilerine ne de etrafa ışık (mutluluk neşe, huzur, güven…) saçabilirler…
nasıl olur da ve hangi etkilerle karanlığa bırakır yerini bebekliğimizde parıl parıl parıldayan nur..?
bunların bazı cevaplarını yazında aktarmışın…
ben de bir şeyler söyleyeyim…
yaşadığımız olayları yorumlayarak, değerlendirmelere tabii tutarak, kontrolümüz altında tutmaya çalışarak, kişi ve olayları ve var olan her şeyi (olduğu gibi) kabullenmeyerek, nefsin isteklerine kendimizi teslim ederek, başkalarının tecrübelerini miras edinerek vs. vs. vs. bir sürü artık bırakırız içimize; şüphe, (her türden) korku, zanlar, bencillik, başka benlikleri yok sayma, öfke, kin, kibir, tembellik, şiddet, dedikodu, fesatlık, güvensizlik… işte tam da bunlar karanlık duygulardır ve içimizdeki ışığı görünür ve parlak olmaktan alıkoyarlar…
bunlardan kurtulmak ve öz benliğimize bu yaşamda yeniden dönmek… evet, dediğin gibi, mümkün… bu da bir sürü çalışmayı beraberinde getiriyor… ama inan bana Ali, bir sefer başladın mı karanlık o kadar hızlı çekiliyor ki…
ben bireysel çalışma yürütüyorum bu konuda ve inanılmaz yol kat ettim ve her defasında kendini katlıyor… bugün bir kağıda not almıştım uyguladığım teknik ve yöntemleri; bloğumda paylaşmak üzere… herkes hissetsin ve yaşasın o IŞIK’ı… herkes…
04 Haziran 2008, 4:42 am tarihinde.
Yorumunzda belirttiğiniz önemli noktalar için teşekkür ederim. Sizin çalışmalarınızı blogunuzda söz ettiğiniz kadarıyla ilgi ve gıpta ile takip ediyorum. Bazı bilgiler benim yıllarca bildiğim şeylerdir ancak sizde sadece bilgi olarak kalmıyor, bu çok önemli. Çok büyük bir güzellik.
İnşallah bana da başlamak en yakın zamanda nasip olur. Hep diyordum yeni bir blogla başlayayım.
Başlarsam yeni blog olacak. Yeni blog olursa başladım demektir.
Blogsuz başarabilemez miyim? Olabilir belki ama insanlarla paylaşmamın, fikir alışverişleriyle ilerlemeye çalışmamın bana çok büyük bir faydası olacaktır diye inanıyorum.
04 Haziran 2008, 5:21 am tarihinde.
Sonradan düşündüm: Sizin durulmaktan anladıklarınızın şu an itibarıyla benim kastetmeye çalıştığımdan çok daha geniş kapsamlı olduğunu, çok daha güzel olduğunu düşünüyorum. Görebildiğim değişikliklerinizden bunu anlayabiliyorum.
Ben henüz bulanık bir sudan bile öte, bir çamur kütlesi halindeyim.
Konu ile ilgili başka hatırlayabildiklerim:
Safileşmek, latifleşmek aynı zamanda çok çok güçlü olmayı da beraberinde getirir. Bu güzelliklerin anlaşılması kolay değil.
Bir zamanlar çok şey öğreniyorken nasıl olmuşsa her şeyi bir kenarda mı bırakmışım, yoksa o öğrendiklerim şuursuzca ezberden mi ibaretti de o yüzden mi işin içine hiç mi girmemiştim, şimdi hiçbir sonuç çıkaramıyorum.
04 Haziran 2008, 12:37 pm tarihinde.
Merhab Ali abi yeni bir mim geldi bana sana pasladım. Boş zamanında cevaplarsan sevinirim
http://gurkanbicer.wordpress.com/2008/06/04/mal-beyanatim-mim/
Kolay gelsin
04 Haziran 2008, 3:10 pm tarihinde.
abi hakikaten çok güzel bir yazı ellerine sağlık çok güzel ve anlamlı bir yazı olmuş tek anlamadığım kelime tefekkür
04 Haziran 2008, 6:12 pm tarihinde.
Tefekkür: çok kısa bir tanımla “düşünme”dir. İslam’da tefekkür kabiliyeti çok özeldir. İnsanın iyi bir gözlemci olabilmesi, analizci kabiliyeti olabilmesi, bilgili olabilmesi, pek çok hakikatleri bilmiş idrak etmiş olması, büyük şefkat sahibi olabilmesi gibi vasıflara sahip olabilmesi ile mümkün olan derin düşünme olayıdır. Derece derece gelişir. İnsanın bilgisi vesaire az olsa da mümkündür. Zamanla her şey gelişir. Bilgi de, şefkat ve merhamet de.. sonunda tefekkür daha etkili bir tefekkür olur.
04 Haziran 2008, 6:58 pm tarihinde.
Teşekkürler abicim yeni birşeler öğrendim sevindim buna..
04 Haziran 2008, 7:04 pm tarihinde.
Sağol. Benim bu “durulmak” konusunda ve “tefekkür” konusunda çok sığ bir gelişim göstermem gerçek olsa da doğru bilgilerle hareket etmeye çalışıyorum. Yanlış bilgilerimi görenler bildirebilir.
04 Haziran 2008, 11:13 pm tarihinde.
@Gürkan Biçer:
Buraya yazdığın mim bilgisi spam edilmiş.. şimdi farkettim spamdan çıkardım. yakında mimi cevaplarım.
08 Haziran 2008, 10:55 pm tarihinde.
“İnsanlarla fikir tartışmalarına girmekten kaçınmamalıyız. Kırıcı olabiliriz. Kendimiz de kırılırız inciniriz. Ama gerekiyor.”
Ben bunu o kadar gerekli bulmuyorum. Yani fikir tartışmalarına girmeyi. Herkesle tartışmaya girmek faydalı olmayabilir. Hatta sabr etmek, alttan almak bazı durumlarda nefse ağır geldiğinden, insanın temizlenmesine daha çok etkisi var diye düşünüyorum. Kırdığımızda nefsimiz kuvvetlenirken, kırıldığımızda ve bunu bastırabildiğimizde nefsimizi kontrol edebiliyoruz.
08 Haziran 2008, 11:20 pm tarihinde.
Sözlerimin görünür şekliyle haklısınız. İyi ifade edememişim.
Sanki kavga edelim ağır münakaşalara girelim gibi görünüyor.
Fikir tartışmaları derken karşılıklı fikir alışverişinde bulunmayı, sizin bu yorumunuzda yaptığınız gibi yanlış gördüğümüzü, katılmadığımızı açıkça belirtmemizi….. Bunda kırıcı olur muyum diye düşünmemeli. Nitekim siz de benim kırılıp kırılmayacağımı dikkate alarak değil, en önemlisi “nasıl eleştireceğinizi bilerek” nezaketle burada görünen bir fikrime karşı gelmişsiniz. Neticede ben belki kırılabilirdim. Kırıldığımı ifade edebilirdim. Sonra da pişman olurdum. Siz ise benim kırıldığımı ama bunun beni düşündüreceğini ve sonunda gerçeği kabul edeceğimi düşünecektiniz. Hem istemeden kırdığınıza üzülecek hem de yararlı bir fikir beyanında bulunduğunuzu düşünerek vicdanınızı rahatlatacaktınız.
Bu şekilde hareket etmeyi demek istemiştim zaten. Meseleye açıklık getirdiniz teşekkür ederim.
Daha dikkatli yazmalıyım. Hatta yazılarımı yayınlamadan önce iki gün tekrar tekrar kontrol etmeliyim. Bir yıldır kendime bunu anlatıyorum hala uygulamaya sokamadım.
Ayrıca:
1- Evet haklısınız herkesle fikir tartışmalarına girmemeli. Peygamber efendimiz ne demiş: “Ben insanların akılları nispetince onlarla konuşmakla emrolundum.”
Bu sünneti iyi anlamak ve uygulamak lazım.
2- Kırıcı ve küstürücü olunca: Herkeste değişik olabilir ama bende çok derin bir pişmanlık ve üzüntü sağlıyor. Adeta paramparça oluyorum. Başkasını kırarsam sonuçta ben daha fazla kırılıyorum. Şiddetli vicdan azabı yakamı bırakmıyor. Bu ise bir şekilde nefis terbiyesi sağlıyor. Tabii herkeste böyle olmayabilir.
08 Haziran 2008, 11:35 pm tarihinde.
Evet, fikirlerin ortaya konmasına, bilgi alışverişine bende olumlu yaklaşıyorum. Ama bazı insanlar dinlemesini mi bilmiyor bilemiyorum. Belirli bir şeye inanır ve o şekilde yaşamak istersiniz. Fikrinizi değiştirmek istemeyebilirsiniz, bu çok doğaldır ama kendi yaşam tarzını tek doğruymuş gibi savunamazsınız.
“Balın tatlı olduğunu söyleyemezsiniz. Bana göre tatlı diyebilirsiniz.” Bu sözü çok severim.
08 Haziran 2008, 11:43 pm tarihinde.
Doğru.. Aslında bu yol bir bakıma insanları ikna etmede de önemli rol oynar. Amaç insanları ikna etmek olmasa bile. İknayı bırakalım, insanlarla araya duvar örmemeyi de getirir. Despot insanlardan kaçılır zira.
Bence, ben düşünüyorum ki, .. filan kişinin şu sözünde şöyle denmiş.. filan yerde bu böyle anlatılmış.. gibi sözlerle konuşmak, verdiğiniz örnekteki gibi hareket etmek en güzeli.